29 Şubat 2016 Pazartesi

Bir dönem daha bilgisayar dersi ! Ne işe yarar ?

Yaklaşık 6 aydır hazırlık öğrencileri haftada iki saat olan bilgisayar dersi ile tanışıklar …   

Ancak ne yapıyorlar ? Ne öğreniyorlar ? Sıkılıyorlar mı ?

Bu sorulara yanıt vermek için görsellerden daha iyisi olamaz (ikinci dönem için size video sözü veriyorum !).

Ders ve dil kazanımı açısından hedeflerimiz burada !





Yukarıda belirtildiği üzere birinci amaç ne yapmamız gerektiğini anlamak… Bilgisayarın mantığı diyeceksiniz bana ! Fakat sene başında Fransızca konuşamayan bir topluluk için bu o kadar da kolay değil. Bu nedenle birçok teknik geliştirildi: sesli ya da sessiz eğitim videoları. Doğru bir biçimde mail göndermeyi öğrenmeleri için burada eğlenceli bir örnek bulunuyor ! Ardından PDF biçiminde ya da görüntüleme modunda Google Docs ya da Prezi kullanarak basit bir ifade ile yazılmış tavsiyeler (ikinci infografikte farklı örnekler sunulacak). 

 Eğlenmeye başlamadan önce ikinci zorunlu bileşen araçlarda ustalık kazanmak ! Bulutunuzu yönetmeyi öğrenmek, onu düzenlemek, kaynakları paylaşmak, temel bilinmesi gereken öğeleri oluşturuyor. Ardından bazı araçları kullanmayı öğreniyoruz (Gmail - Google Docs -Sumopaint.com - Canva - Youtube)



Gittikçe artan zorluktaki PÇler (pratik çalışmalar) ile belgemizi daha iyi değerlendirmek için hep birlikte iyi çalışma pratiklerini belirlemeye çalışıyoruz (zaman kazanma, verimlilik, hoş ve güzel sonuçlar). Maksimum sayıda öğrenciyi kabul edilebilir bir bilgisayar düzeyine getirmeye çalışmak için öz değerlendirmeye ve farklılaştırılmış değerlendirmeye dayalı PÇler kullanılıyor. Bir ürün elde edebilmek için öğrenci ihtiyaç duyduğu yardım düzeyini seçebilir :  
- 100/100 aldıysa hiç yardım yok
- 85/100 aldıysa PDF üzerinde yazılı yardım
- 75/100 aldıysa yazılı yardım + video 

Bu tip bir çalışmada farklılaştırılmış öğrenme, Google Docs, Sheets ve "Autocrat" uzantısı (toplu postalama aracı) ile kolay bir biçimde yönetiliyor.

Son PÇler, zorunlu bir tema üzerine bir Google Docs oluşturulmasında mümkün olan tüm otonomiyi onlara vermeyi hedefliyor. Zorunlu tema üzerinde işbirliği içerisinde yazı tipi renklerini, biçimlendirmeyi kendileri geliştirmeye çalışıyorlar!  

Bu yıl ülkelere göre bir restoran menüsü oluşturmak için çalışacağız. 

Ratatouille filminde baş aşçı Gusto’nun çok iyi belirttiği üzere:
"Büyük mutfaklar korkaklar için yapılmaz. Hayal gücüne, cesarete ihtiyaç vardır. Hatalar yapmak gerekir ve sınır yoktur, kökenleriniz ne olursa olsun, nereden gelirseniz gelin. Tek sınırınız hayal gücünüzdür. Gerçek deha cesur olanlarındır."

Ve bunların tümü keyifle ve eğlenerek öğrenme isteği ile gerçekleşiyor ! Bu son parametrenin beğenilme düzeyi, Google Formlar kullanılarak öğrencilerin kendileri tarafından değerlendirildi .
Burada infografik özet bulunuyor, tavsiyeler ve öğrenci ürünlerinden örnekler görmek için "imleç" simgelerine tıklayınız : 


Bu infografikler easel.ly aracı kullanılarak gerçekleştirildi. Daha ayrıntılı bilgiler için lütfen bana danışınız.


  
 



16 Şubat 2016 Salı

Londra BETT Show

Ocak ayının sonunda Londra'da BETT Show'a katıldık. 40.000 ziyaretçi, 900 sergi açan firma, yüzlerce konferans ve atölye. Bu üç günü anlatan yazı dizimizi burada bulabilirsiniz.

“Nasıl öğreniyoruz?”
Professor Robert Winston dediğimizde kimden bahsettiğimizi ilk anda çıkaramayanlarınız olabilir. Peki BBC’de yayınlanmış “the Human Body” ya da “The Human Mind” belgesellerinin sunucusu, değerli bir bilim adamı, doktor, yazar, araştırmacı dersek hatırlamanıza yardımcı olur muyuz?
Prof. Winston adını ilk duyuşum ve ona hayranlığım üniversite yıllarıma dayanıyor. Kendisinin büyük bir şevkle sunduğu BBC yapımlarını merakla ve ilgiyle izlediğim günlerim aklıma geliyor. Onun, insan zihninin bilinmezlerine yönelik çalışmaları ve nasıl öğreniyoruz sorusunun yanıtını arayışı biz eğitimcileri Londra BETT Arena’da bir araya getiriyor. 20 Ocak’ta BETT Arena’da yaptığı sunumu izleme fırsatı bulduğum için kendimi şanslı hissediyorum.
Prof. Winston son derece mütevazi ve etkileyici bir anlatım diline sahip. “Nasıl öğreniyoruz?” başlıklı konuşması bittiğinde zamanın nasıl aktığına şaşırıyorum.
Profesör beyinlerimizin hepsi birbirine bağlı yüz milyar nörondan ya da beyin hücresinden meydana geldiğini, öğrenmenin bu nöronlar arasında yeni yollar yaratmak ve bunları kalıcı kılmak olduğunu meşhur “The Human Mind” belgeselinden yaptığı alıntılarla belirterek konuya giriyor. Belirttiği üzere beynimizdeki bütün bağlantıların arasında birleşme yeri denilen küçük bir aralık bulunuyor ve yeni bir şey öğrenilince elektriksel sinyalin bu aralıktan atlaması ve yoluna devam etmesi gerekiyor. İki beyin hücresi arasındaki aralık çok küçük olmasına rağmen sinyallerin bir uçtan bir uca hemen iletilmesi o kadar kolay olmuyor. Yaptığı analojide Prof. Winston bu durumun derin bir vadiden geçmeye benzediğini belirtiyor ve bu süreci hafızalarımıza kazınacak şekilde anlatabilmek için işi bir kaç fersah öteye götürüp bir vadinin bir ucundan diğer ucuna atladığı belgesel görüntülerine devam ediyor. Sinyal, bir beyin hücresinden diğerine ilk kez geçtiği sırada büyük bir çaba sarf edildiğini videodaki ses belirtiyor. Vadiyi geçerken de aynı deneyimin yaşanıldığını, bir kez diğer uca geçildiğinde aynı işlemi tekrarlamanın her seferinde daha da kolaylaşacağını, bir köprü kurulacağını ve öğrenme sürecinde buna benzer bir durumla karşı karşıya kalınıldığını gösteriyor. Başlangıçta öğrenmek çok zordur ancak karşıya defalarca geçtiğimizde öğrenme artık gerçekleşmiştir. Profesörün bu video alıntısı biz eğitimcilerin sürekli vurguladığı tekrarın önemini açıkça gözler önüne seriyor. Kim bilir belki de öğrencilerimize tekrar yapmaları konusunda ısrarcı olmamıza artık gerek kalmayacak, aşağıdaki videoyu göstererek demek istediğimizi çarpıcı bir biçimde ifade edebileceğiz. 

Copyright: BBC

Prof. Winston’ın sunumunun ardından bir diğer önemli sunumdan da bahsetmek istiyorum. BETT Arena’da beni etkileyen bir diğer sunumu Profesör Sugata Mitra’dan dinledim.
Sugata Mitra, New Castle Üniversitesi’nde görev yapan değerli bir eğitimbilimci. Sunumunda Mitra ilk olarak 2006 yılında İngiltere’de “Self Organized Learning Environment–SOLE” (Kendi Kendine Öğrenme Sistemi) etkinliğini nasıl başlattığını anlatıyor. Çıkış noktası Hindistan olan bu etkinlik, kendilerine verilen bir soruyu, öğrenme ortamını kendi kendilerine düzenleyerek (herhangi bir öğretmenin yönlendirmesi ve desteği olmadan) ve interneti kullanarak (az sayıda bilgisayar ile) öğrencilerin cevaplayabilecekleri fikrine dayanıyor. Burada öğretmenin rolünü göz ardı etmemek gerekiyor çünkü öğretmenin öğrencilere iyi bir soru sorması lazım. Mitra’nın belirttiğine göre öğrencilerin sosyal anlamda da desteklenmesi şart. Öğrenciler gruplar halinde kendilerine yöneltilen sorunun cevabını bulmak için önce bir kaos ile başlayıp yavaşça bir düzen ortamına geçiyorlar. Bu süreçte her öğrenciye bir bilgisayar düşmesi de gerekmiyor. 2013 yılında ödül alan “Hole in the Wall” (Duvardaki Delik) adlı TED konuşmasında da belirttiği üzere öğrenciler gruplar halinde çalışıp paylaşımda bulununca asıl öğrenme gerçekleşiyor, yapılan çalışmanın üzerinden 2 ay gibi bir zaman geçse de öğrenciler akran öğrenmesi sayesinde performans olarak aynı ölçme-değerlendirme sonuçlarını sergiliyorlar.


Copyright: TED Talks

Mitra’ya göre eğitimin geleceği değerlendirmenin geleceğine bağlı ve mutlaka değişmeli. Biz eğitimciler, öğrencilere açık uçlu sorular yöneltmeliyiz. Öğrenciler kendilerinde merak duygusu uyandığı takdirde sorularını cevaplamak için bir yol mutlaka bulacaklardır. Önemli olan öğrencilere doğru soruları yöneltebilmektir.

4 Şubat 2016 Perşembe

Déjà un semestre d'informatique ! Ça donne quoi ?

Voila environ 6 mois que les élèves de préparatoires à raison de deux périodes hebdomadaires s'initient à l'informatique ...

Mais que font-ils ? Qu'apprennent-ils ? S’ennuient-ils ?


Pour répondre à ces questions rien de mieux que des images (je vous promets des videos pour le second semestre !).

Voici nos objectifs disciplinaires et linguistiques !







Comme indiqué ci-dessus, le premier objectif est de comprendre ce que l'on doit faire... Logique me diriez-vous ! Mais pas si simple avec un public non francophone en début d'année. Alors plusieurs techniques ont été développées : tutoriels videos avec ou sans son. D'ailleurs en voici une qui est plutôt amusant pour leur apprendre à envoyer correctement un mail ! Puis tout simplement les consignes écrites sous forme de PDF ou de google Docs en lecture seule ou pourquoi pas un Prezi (différents exemples seront présentés dans la deuxième infographie).

La maîtrise des outils est le deuxième volet obligatoire avant de pouvoir s'amuser ! Savoir gérer son cloud, l'organiser, partager des ressources font partis des éléments de base du savoir. Ensuite, nous apprenons à utiliser quelques outils (Gmail - Google Docs - Sumopaint.com - Canva - Youtube)

A travers des TPs de difficultés croissantes, on essaye tous ensemble de déterminer les bonnes pratiques de travail afin de mieux valoriser notre document (gain de temps - efficacité - rendu agréable et beau).

Pour essayer d’emmener le maximum d'élèves à un niveau informatique acceptable, des TPs basés sur l'auto-évaluation et une évaluation différenciée sont mis en place. L'élève peut choisir le niveau d'aide dont il a besoin pour réaliser une production :

- aucune aide : il est noté sur 100/100
- aide écrite PDF : il est noté sur 85/100
- aide écrite + video : il est noté sur 75/100


La gestion différenciée de ce genre de travail se gère facilement avec Google Docs, Sheets et une extension "Autocrat" (outils de publi-postage).

Les derniers TPs visent à leur donner toute l'autonomie possible sur la création d'un google Docs sur un thème imposé. Ils gèrent eux-mêmes en collaboration l'élaboration des couleurs des polices et du stylisme en fonction du thème imposé!

Cette année, nous travaillerons sur la création d'un menu de restaurant en fonction de la nationalité.

Et comme le dit si bien le chef cuisinier Gusto dans Ratatouille :
 La grande cuisine n’est pas faite pour les peureux. Il faut avoir de l’imagination, de l’audace. Il faut faire  des erreurs et il n'y a pas de limite, quelles que soient vos origines, d’où que vous veniez. Votre seule limite, c’est votre imagination. Le véritable génie appartient aux audacieux.


Et tout cela dans la bonne humeur et le désir d'apprendre en s'amusant !
Le niveau d'appréciation de ce dernier paramètre a été évalué par les élèves eux-mêmes par Google Forms.


Voici un résumé en infographie, cliquez sur les icônes "curseur" pour voir des exemples de consignes et de production d'élèves :




Ces infographies ont été ralisées avec l'outil easel.ly. N'hésistez pas à me contacter pour des informations plus détaillées.



















20 Ocak 2016 Çarşamba

How do Open Badges work?

Here is a small video and computer graphics to show the use of Open Badges at Lycée Sainte Pulchérie.

 

 illustrative video in French

 






 

21 Aralık 2015 Pazartesi

Kod Saati (Hour of Code) | L’heure du code (Hour of Code)


9. ve 11. sınıf öğrencileri matematik derslerinde çok özel bir etkinliğe katıldılar. Öğrencilerden oyun yazmaları istendi... Daha fazla bilgi için bu makaleyi okuyun!


Aralık ayında okulumuzda "Code.org" sitesinin dünyadaki tüm öğrencileri kod yazma konusunda motive etmek, bunun keyifli ve yaratıcı bir etkinlik olduğunu göstermek için başlattığı,180’den fazla ülkeden milyonlarca öğrencinin katıldığı "Kod Saati" (Hour of Code) etkinliğini gerçekleştirdik.

Öğrencilerin birçoğu bu etkinlikle kodlamayla ilk kez tanışmış oldu. 9. ve 11. sınıflarda öğrenciler matematik derslerinde 2 ders saati boyunca Star Wars, Mine Craft, Frozen, Angry Birds gibi oyunların kodlarını yazdılar, sonra birbirlerinin yazdığı oyunları oynadılar.

Bazı öğrenciler oyunlarına küçük tuzaklar katarak oyunlarını zorlaştırdılar (sola basınca yukarı, yukarı basınca aşağı giden bir robotla kazanmak epey zor!)

Oynamak isteyenler için öğrencilerimizin yazdığı oyunlardan birkaçı. İyi eğlenceler!
https://studio.code.org/c/153046583
https://studio.code.org/c/153078578
https://studio.code.org/c/153046248

Bunlar da izlemek için :
https://studio.code.org/c/48490355
https://studio.code.org/c/153092060

BERNA ANER
Matematik Öğretmeni

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Les élèves de 9ème et 11ème ont participé à une activité très spéciale durant leurs cours de mathématiques... Ils ont été amenés à coder des jeux vidéos... Pour en savoir plus, lisez cet article !


"L’heure du code" (Hour of Code) est un événement lancé par le site "code.org" afin de motiver les élèves du monde entier à découvrir le plaisir du codage. Plus de 180 pays et des millions d’élèves ont participé à projet et se sont adonnés aux plaisirs du codage.

Dans ce cadre, la plupart de nos élèves se sont familiarisés pour la première fois avec l’action de coder. Durant leurs cours de mathématiques et pendant deux périodes, les élèves de 9ème et de 11ème ont codé des jeux vidéos tels que Star Wars, Mine Craft, Frozen, Angry Birds et ont fait jouer les jeux codé à leurs camarades.

Certains élèves ont rendu leur jeu un peu difficile en ajoutant des petites pièges (c’est difficile de gagner avec un robot qui part vers le haut lorsqu’on appuie sur le bouton de gauche ou avec un robot qui descend lorsqu’on appuie sur le bouton du haut !)

Voici quelques jeux codés par nos élèves pour ceux qui souhaiteraient y jouer. Bon amusement !
https://studio.code.org/c/153046583
https://studio.code.org/c/153078578
https://studio.code.org/c/153046248

Et d’autres liens pour visualiser :
https://studio.code.org/c/48490355
https://studio.code.org/c/153092060
BERNA ANER
Professeur de Mathématiques


------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

                                               Le Code                            



Hier, nous avons créé les codes des jeux dans le cours de mathématiques. Premièrement nous avons choisi le sujet ( comme Star Wars, Minecraft et Frozen ). Après nous avons essayé de résoudre les devinettes avec les codes. Quelques-uns n'ont pas pus réussir les devinettes et quelques-uns ont créé les jeux trop facile. Mais nous nous avons amusé beaucoup.
Ilgın, 9A





11 Aralık 2015 Cuma

SPécialisteler, hoşgeldiniz yeni öğrenciler | SPécialistes, bienvenue aux nouveaux élèves

“Sınırsız internet! Proxy’yi kontrol ettin mi?
 Bence DNS. Bir de bir başka web tarayıcısı dene.”
Eğer burada yazılanlardan bir şey anlamıyorsanız ki, açık olmak gerekirse bizler de bundan bir hafta öncesine kadar bir şey anlamıyorduk, siz de muhtemelen bilgisayarcının peşinden koşup “İnternet çalışmıyor” diyenlerdensiniz.

 Böyle bir durumda bilgisayarcı sizi gülümseyerek “Bilgisayarını bana ver, interneti düzelteyim” diye cevaplarken, eğitimci bilgisayarcı ise, siz anlıyormuş gibi kafanızı sallarken size sorunun tanımını yapar ve sorunu açıklar.

Pazartesi gününden beri Bilgi İşlem Servisi, EdTech Komitesi ve 9. sınıflardaki 22 SPecialiste öğrencisi kendilerini daha az yalnız hissediyorlar çünkü bundan böyle hazırlık sınıflarından yeni 24 SPecialiste öğrencisiyle de DNS ve Proxy dilini konuşabiliyorlar.


Yeni uzman öğrencilerin formasyonu 9. sınıf  SPecialisteleri tarafından gerçekleştirildi. Öncelikle Delfin ve Alptuğ SPecialistelerin sorumluluklarından ve görevlerinden (teknik sorunlar olması halinde acil destek, diğer öğrencilere ders esnasında yardım, okulun dijital politikalarıyla ilgili öneriler) bahsettiler. Sonrasında çalışma kağıtlarından yararlanarak bilgisayarlarda sorun giderme üzerine uygulamalar yapıldı.

Apple amatörü bir grup öğrenci bir araya gelerek Windows için hazırlanan çalışma kağıtlarının MAC OS’a da uyarlanması gerekir mi diye toplanırken, 9. sınıflardaki SPecialisteler görevlerinin nasıl evrileceğinden bahsettiler.

Bundan böyle internetiniz çalışmadığında, rozetlerinden tanıyacağınız SPecialistelere başvurabilirsiniz ancak size gülümsediklerinde veya garip bir dilde konuştuklarını duyduğunuzda şaşırmayın!


“Connexion limitée! Est-ce que tu as vérifié le proxy?
  A mon avis c’est le DNS. Essaye avec un autre navigateur”


Si vous ne comprenez rien, et pour être honnête il y a quelques semaines nous non plus, vous êtes probablement du genre à courir voir l’informaticien pour lui dire que “Internet marche pas!”.

L’informaticien pressé vous répond  alors, en souriant, “donnez moi votre ordinateur je vais réparer Internet” tandis que l’informaticien pédagogue vous décrit le problème, vous explique ce qu’il fait pendant que vous hochez la tête en faisant semblant de comprendre.

Depuis lundi le service informatique, le comité EdTech et les 22 élèves SPécialistes de 9ème se sentent moins seuls puisqu’ils peuvent parler la langue des DNS et Proxy avec les 24 nouveaux SPécialistes de préparatoire.
 
La formation des nouveaux spécialistes a été réalisée par les SPécialistes de 9ème. Dans un premier temps Delfin et Alptuğ ont présenté les responsabilités et le rôle des SPécialistes (assistance immédiate en cas de problème technique, accompagnement pendant les cours des autres élèves, propositions sur la politique numérique de l’école). Ensuite cas pratique avec le dépannage d’ordinateurs à l’aide de fiches.

Enfin un groupe d’élèves, amateur de pommes, s’est réuni pour décider s’il fallait adapter les fiches préparées pour Windows pour MAC OS pendant que les SPécialistes de 9ème se sont réunis pour discuter de l’évolution de leur rôle.

Vous pouvez dès à présent vous adresser aux SPécialistes, identifiables grâce à leur badge, quand “Internet marche pas” mais ne soyez pas surpris s’ils se mettent à sourire ou à parler une langue étrange...

4 Kasım 2015 Çarşamba

19. Sonbahar Öğretmenler Sempozyumu

Sonbahar Öğretmenler Sempozyumu, okul öncesi eğitimden 12. sınıfa kadar tüm branşları kapsayan ve uzmanlık alanlarına göre sunumların gerçekleştirildiği bir günlük bir kongre niteliğindedir. Bu yıl on dokuzuncusu gerçekleştirilen sempozyuma lisemizden 5 öğretmen katıldı; maalesef her oturumdan olmasa da bazılarından zihinlerimiz dolu olarak ayrıldık.


Yazımızda bundan sonraki etkinliklerimiz için bize esin kaynağı olan Robert Kolej Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni Eda Yurdakul'un "Bir Dünya Kurmak: Yaratıcı Yazı Üzerine" adlı sunumundan bahsedeceğiz. Eda Yurdakul'un sunumu bütün dil derslerine uygulanabilecek özellikte olmasından ötürü bizim için örnek teşkil etmektedir. Sunumun özeti niteliğinde olacak olan bu yazımızda öncelikle Eda Yurdakul’a teşekkür etmek isteriz.


Yurdakul,öğretmen olmadan önce öğrenci olmanın, öğrenci gibi düşünmenin gerekliliği üzerinde durmaktadır ve öncesinde Semih Gümüş’ün Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’ne ve Murat Gülsoy’un Yaratıcı Yazarlık Kursu’na katıldığını belirtmektedir.


Sunumda öğretmen olarak bizlerin öğrencilerimizi yazmaya yetenekli çocuk ve mühendis olmaya aday çocuk gibi kategorilere ayırmamamız gerektiği vurgulanıyor. Yurdakul aslında her öğrencinin yazma becerisinin geliştirilebileceğini ve bu konuda ümitsiz yaklaşmamak gerektiği, önemli olanın sürecin doğru bir şekilde verilmesi olduğu üzerinde duruyor. Bu sürece hazırlanırken de öğretmenlere rehberlik edebilecek kaynaklar olarak Murat Gülsoy’un Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık Kurmacanın Bilinen Sırları ve İhlal Edilebilir Kuralları, Umberto Eco’nun Genç Bir Romancının İtirafları, yine Eco’nun Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti, Orhan Pamuk’un Saf ve Düşünceli Romancı, Semih Gümüş’ün Yazar Olabilir Miyim? (Yaratıcı Yazarlık Dersleri), E. M. Forster’ın Roman Sanatı adlı eserlerini öneriyor.


Jean-Paul Sartre’ın  “Bir insan her zaman hikaye anlatıcısıdır; kendi hikayeleriyle ve başkalarının hikayeleriyle çevrili yaşar; başına gelen her şeyi onlar aracılığıyla görür ve hayatını anlatıyormuş gibi yaşamaya çalışır” ifadesinden hareketle öğrencilerin de kendi hikayelerini dillendirebileceklerini belirtiyor.


Murat Gülsoy’un atölyesinde de belirttiği üzere Leonardo da Vinci’nin uçmak eylemini çözümleyebilmek için işe insan vücudunu tanımakla başladığını, bu uğurda kadavraları incelediğini ve kanat tasarımlarını yaparken var olanı çözmekle yola çıktığını; bizlerin ve öğrencilerin de Gülsoy’un deyimiyle kesip biçip, büyüyü bozduktan sonra anladıklarımızdan yola çıkarak bir sonraki adıma geçebileceğimizi ifade ediyor Yurdakul.


Leonardo da Vinci


İşe öykü çözümlemesi yaparak başlanabileceğini söylüyor. Yurdakul “Öyle bir haleti ruhiye tasarlayın ki öykünün bütün ayrıntılarını yeniden öğrenciler yazsın” diyor.  Yusuf Atılgan’ın Evdeki metnini kendi derslerinde kullandığını belirtiyor. Ardından öğretmenin tasarladığı değil, öğrencinin tasarladığı gerçekliklerin önemli olduğuna değiniyor. Ona göre, hikayede hiç bir şey tesadüfi olamaz ve her sözcüğün arkasında durmalıdır öğrenci; bir sözcük bile çok önemlidir.


Öğrenciler hikayede sadece belirli kelimeleri değiştirerek hikayeyi yeniden kurgulayıp karakterleri değiştirmiş oluyorlar. Yarattıkları yeni karakterin bakış açısına göre hikayeyi ufak değişikliklerle yeniden yazıyorlar. Örneğin, “alır başımı kaçarım” ifadesini “alır başımı giderim” ifadesiyle değiştirdiklerinde karakterlerin duruşları ve tavırları da değişmiş oluyor.
Öğrencilere hikayenin unsurlarını anlatmak için klasik anlatımlardan uzaklaşıp öğrencilerin diline daha çok yaklaşıyor Yurdakul ve örneğin çatışma (conflict) türlerini anlatırken Grant Snider’in karikatürünü kullanıyor.
Snider’ın karikatüründen hareketle öğrencilerin çatışma türlerini daha iyi anlamaları için çatışma türlerine yönelik karikatür çizmelerini istiyor. Ardından öğrencilerin ilk yazma çalışmalarında ufak çaplı çatışmalar kurgulamalarını söylüyor. Bunu yaparken yine öğrencilerin görsel metinleri daha kalıcı hatırlayacakları tezinden yola çıkarak onlara Christopher Nolan’ın  Inception, The Prestige, Memento filmlerini izlemelerini tavsiye ediyor.
Bir sonraki aşamada öğrenciler “Hikaye Tahtası” (Storyboard) kullanarak yazma çalışması yapıyorlar, görsellere hikaye yazıyorlar ve görselleri istedikleri gibi numaralandırıp kendi koydukları numaralara sadık kalarak istediklerini anlatıyorlar. Bu tarz bir çalışma kapsamında öğrencilerden iki farklı metin kurgulamaları isteniliyor. Bilim kurgu yazarı Nancy Kress’in de önerdiği gibi aynı öyküye birçok kısa açılış yazıyorlar. Yine farklı bir yöntem olarak öğrenciler bir tabloya bakıp üzerine konuşup da yazma eylemine başlayabiliyorlar. Bu tarz bir etkinlikte İbrahim Balaban’ın Mapushane Kapısı adlı tablosuna bakıp Nazım Hikmet Ran’ın şiir yazması gibi öğrenciler de tabloyu yorumlayıp detayları görmeye ve ardından yazmaya başlayabilirler. Tablodaki bütün ayrıntıları betimleme yöntemi olan bu yönteme Ekphrasis adı veriliyor.

Mapushane Kapısı-İbrahim Balaban


Sonuç olarak tüm bu yazma sürecinde öğrenciler karakterler mi yaratacaklar yoksa yaşayan insanlar mı ona karar veriyorlar; anlatı kişisini özetlemek yerine gösteriyorlar ve onlar için birer hayat hikayesi yaratıyorlar.

Eda Yurdakul’un bu değerli çalışması ve sunumunu dinledikten sonra doğrusu kendimi bir hayli sorguladım ben derslerimde bu tarz yaklaşımlar benimseyebilir miyim diye. Cevap neden olmasındı. Amacımız öğrencilerin yaratıcılıklarını görmek değil mi zaten? Aynı zamanda onlara ihtiyaç duydukları yazma becerilerini kazandırmak...